20 Mart 2010 Cumartesi

Pazarlama Taktiği


Resmen taciz edildim, kullanıldım sayın blog!. Kızlar bana zorla ayakkabı satmaya çalıştılar...

Mübarek tatil gününe, yakın arkadaşımın ısrarcı ve sonu gelmeyen aramalarına, cevapsız kalmakla başladım. Geleneksel sabah uyanma şenliklerinde ise herzamanki gibi sigara ve el yapımı soğuk nescafe, yanımda oldular, desteklerini esirgemediler. Biraz mamırladıktan sonra, önceden cevapsız kaldığım aramalara geri döndüm, neyse ki panik yapacak birşey yokmuş. Telefonun diğer ucunda, sadece yeni açtığı ayakkabı dükkanında canı sıkılan ve bu boktan durumu paylaşmak isteyen bir birey varmış, "Hemen ortamı hazırla, ilacın geliyor." dedim kapattım.

Yolda azami hızda "Puddle Of Mudd - Blurry" eşliğinde ilerlerken aklımı, dinlediğim şarkının klibi ve öğlen yiyeceğim yemeğin hayali kurcalıyordu. Gözünü sevdiğim Kıbrıs'ımda, herşey normaldi, klasikti. Herzamanki gibi kuyu gibi olan çukurla düşüp, sonrasında "lanet olsun" diye tepki verip, arabamın ömrünü tüketiyordum.

Neyse mekana vardık, hayırlı olsun dilekleriyle birlikte dükkanı iyice inceledim, tabi şakayla karışık o ne kadar?, bu ne kadar? gibi müşteri triplerine girmeyide ihmal etmedim. İlk aşamada beni rahatsız eden tek şey arka planda çalan "Hadise - Evlenmeliyiz" klasik eseri oldu. Hemen fikrimi belirttim ve Sim Fm'in radyo şeysi olduğunu öğrenmemle bilgisayın başına geçip yeni bir playlist oluşturmam bir oldu, aslında şahanede oldu. Playlist'e attığım müzikler, bir ayakkabı dükkanından çok bir rock bar'a yakışan cinstendi ama arkadaşım (belkide ayıp olmasın diye) beğendi yada beğenirmiş gibi yaptı. Ivır zıvır günlük muhabbetlerden sonra, arkadaşım bana, yurt dışında bu kadar tutulan bir markanın az satıldığından, yanındaki dükkanın sahte Nike, Adidas, Converse, Puma sattığından ve acayip derecede ilgi gördüğünden falan bahsetti. Ben hemen bilir kişi tavırlarıyla "Ucuzdur, ondandır, hem adamlar orjinal gibi yapıyorlar artık, farketmek zor oluyor." dedim ve bana "Aslında sahte olduğu her hallerinden belli, aslında ucuzda sayılmazlar." dedi. Şaşırdım ve hemen cep telefonumu cebime iliştirip, "Gidip şu dükkana birde ben bakayım, mızır müşteri triplerine falan gireyim." dedim.

Maksimum on adım falan attıktan sonra artık zaten dükkan kapısındaydım. Adımlarımı atarken kurduğum plan, kız arkadaşıma ayakkabı alacaktım ve kararsızdım, çok mızırdım, hiçbirşeyi beğenmeyecek, her çakma markanın fiyatını soracaktım ve çıkacaktım. Gözüme ilk çarpan küçük bir ofis masasında oturan tatlı bir kız oldu, tereddüt etmeden içeriye girdim tabiki. Hoşgeldiniz! eşliğinde ilerlerken her kafamı çevirdiğimde içeriden başka güzel bir kız çıkıyordu, her çıkanda "Hoşgeldiniz!" demeyi ihmal etmiyordu. Bende büyük bir zevkle karşılık veriyordum tabiki, hatta başka birinin çıkmayacağını anladığım anda, "başka biri gelmeyecek mi?" diyerek iğrenç bir espiriye imza atmış bile bulundum. Toplamda küçücük dükkanda dört bayandan oluşmaktaydı bu satış ekibi. Hepside bir birinden güzel, bir birinden alımlıydı. "Giderleri var!" dememin bir sakıncası, abartısı olmaz heralde. Ben alık alık, dağınık dükkanın içerisinde gezinirken, kızlardan bir tanesi elini belime atıp (ilk aşamada şeker, sıcak kanlı bir kız olarak nitelendirdim) "Nasıl yardımcı olabilirim?" diye tatlı bir soruyla geldi, benim bütün kurduğum plan o kızları gördükten sonra iptal olmuştu tabi. "Kendime bir ayakkabı alıcam ama kararsızım." dedim. Sen misin? bunu diyen!, eli belimde olan kız hariç, diğer üç kız haldır haldır ayakkabı aramaya koyuldular ve yanımdaki kızda koluma girip benimle dükkanı gezmeye ve bana ayakkabı gösterip, "Bak şu var, sana çok güzel gider" demeye başladı. Bende orada bulunma amacımı unutup, halimden memnun, bir yandan gösterdikleri ayakkabıları, bir yandan koluma giren kızı inceliyordum. Aniden o üç kızdan bir tanesi beni belimden kavrayıp kendine çekti, ayırdı bizi sonra kendi koluma girip, "Sen onu bırak güzelim, zevksiz o, şunlara bak sen." dedi onunla gezmeye başladık dükkanı. İçimden "Ulan dedim, kapının önünde filmlerdeki gibi benim başıma vazo düşmüşte ölmüş falan olmayım sakın!. Cennet mi lan burası?, Huri mi lan bunlar?" derken diğeri geldi, "Canım,bak şunları buldum sana, nasıl beğendin mi?" dedi, "Güzel" deyip geçiştirdim, sonra diğeri uzaklardan, "Ama bana hiç bakmıyorsun, Beni sevmiyormusun yoksa?" dedi, şok oldum, panikledim. Kolumdaki kız hemen müdahale etti, beni kolumdan tutup koltuğa oturttu, "Bak, şunu dene canım sen, çok güzel" dedi ve ayakkabı denemeye koyulduk. Bir ayağımı biri kaptı, diğer ayağımı ötekisi, bir güzel giydirdiler ayakkabıları, iki kızda kolumda zar zor aynaya gittik. Aynaya bakarken bir tanesi abarttı elini göğsüme götürdü ve ben şaşırmaya çalışırken telefonum çaldı. Telefondaki arkadaşım "Nerde kaldın yahu, öldün mü?, yaşıyormusun?" dedi, "Emin değilim." diyerek kapattım, telefonu. Ordan ayakkabı almadan çıkmak zorunda olduğumu anladım bu telefondan sonra, hemen içlerinden en güzel olan kızın ayakkabısını beğenir gibi yaptım ve bana bunu ayırın gelip alacam deyip kendimi zar zor dışarıya attım.

Arkadaşıma verdiğim tek öneri, "Buradan taşının, bu kızlar burda olduğu sürece siz satış falan yapamazsınız."

6 Çemkiren Var:

bears and carrots dedi ki...

izleme için teşekkür ederimm :)

KYBELE F dedi ki...

:))))))))))))))))))))))))))))
Pazarlama tekniklerine bakın siz şunların...

Acil dedi ki...

Çok pis bir duyguydu!. Bir an panik yapmadımda değil hani.. 8)

butterflyfeeling dedi ki...

ne günlere kaldık yaaa :)

wimparella dedi ki...

ahahah süpermiş iş verenleri satış için ne gerekiyorsa yapın demiş herhalde :D:D

Acil dedi ki...

Ne demiş bilmiyorum ama, işlerine sıkı sıkı sarıldıkları her hallerinden belliydi. 8)

Yorum Gönder

Radyo

Sisteminizde Flash Player 10 kurulu değil :(